Belki sen de bu cümleyi duymuşsundur. Hatta belki kendin de söylemişsindir: “Ama biz sadece arkadaşız.” Çünkü ilk başta gerçekten öyle görünür. Ortak ilgi alanları vardır, sohbet edilir, fikirler uyuşur, birlikte vakit geçirmek keyifli gelir. İnsan da doğal olarak şunu düşünür: “Bunda yanlış olan ne var ki?”
Aslında mesele kadınla erkeğin konuşması değil. Hayatın içinde elbette karşılaşacağız, iletişim kuracağız, aynı ortamlarda bulunacağız. Mesele, sınırların nerede başladığını unutmak. Çünkü Allah bizi yaratan olarak fıtratımızı da en iyi bilendir. Beğenmek, beğenilmek, yakınlık kurmak, bağlanmak… Bunlar sonradan ortaya çıkmış şeyler değil; yaratılışımıza yerleştirilmiş duygular.
Bu yüzden İslam sadece sonuca değil, sebeplere de bakar. Kur’an’da “zina etmeyin” değil, “zinaya yaklaşmayın” buyrulması da düşündürücü değil mi?. Çünkü büyük hatalar genellikle bir anda başlamaz. Küçük görünen adımlarla başlar. Bir mesajla, bir sohbetle, bir yakınlık hissiyle…
İnsan bazen kendine çok güvenir. “Ben etkilenmem.” der. “Bizim niyetimiz farklı.” der. Ama mesele niyetimizin ne olduğu kadar, insan olmamızdır da. Hepimizin kalbi var, duyguları var, zaafları var. Özellikle yaşlar, ilgi alanları, hedefler ve hayat şartları birbirine yakınsa, yakınlaşmak sandığımızdan çok daha kolay olabilir.
bu yüzden mesele sadece niyet değil. Çünkü bazen insanın niyeti temiz olabilir ama yolu doğru değildir. Rabbimiz bizi bizden daha iyi bildiği için bazı sınırlar koymuş.. Vicdan da çoğu zaman bunu bilir aslında. Bir konuşmanın gerçekten gerekli olup olmadığını, bir yakınlığın sınırları aşıp aşmadığını, bir bahanenin ne kadar samimi olduğunu insan çoğu zaman içinde hisseder.
Belki sorulması gereken soru şudur: “Bunu yapabilir miyim?” değil, “Bunu yaptığımda Rabbim benden razı olur mu?” Çünkü hiçbir arkadaşlık, hiçbir sohbet, hiçbir geçici yakınlık; ahiretimizden daha kıymetli değildir. Bazen uzak durmak, güçlü olamadığımız için değil; kalbimizi ve ahiretimizi korumaya değer gördüğümüz içindir. 🤍🌻✨




